Yazarın tıkandığı ana çözümüdür yazı yazmak üzerine yazı yazmak. Aynı zamanda da en zorudur; çünkü bu konuda söylenecek herşey zaten çoktan söylenmiştir. Bu sebeple kısa bir yazı olur.
Gündüzlerce süren kavgalar, suyun altında uykuda bekleyen inciyi etkiler mi? Güneş parlamayı kesse, ay yüzünü büker mi? Zamanı çeksek ucundan, akşamları sabaha kavuşturbilir miyiz erkenden? Ateş üfleyince sönüyorsa, varlık ne kadar değerli? Geceler örtü olunca yeryüzüne, savaşlara ara verilmeli. Düşünceler denizde erimeli. Hap gibi yutulmalı neşeler. Daralınca bir bardak su, biraz hava! Yeşile kırmızı karışınca ağlasın tüm balıklar. Suya karışsın tüm gözyaşları. Yavaşlasın gemiler. Saygıyla eğilen rüzgar, havalandırsın tüm öfkeyi. Havalandırsın ki yıkılması gerekenler yıkılsın. Bir daha yeşile kırmızı karışmasın. İnciler kararmasın. Ay ağlamasın.
"Kuru dallar çoktan bırakmışken izlerini cama, Yaşayacak ne kaldı ki? Artık başlamalı yaşama alışmaya." "Kimsin?" diye sordu biri, Aynı biri cevapladı: "Bilsem sormazdım ki!" Yaşam kendini ararken girilen su akıntıları, Dalları kuru sananlara işte bunu hatırlatmalı!
Belki tek bir dokunuşuyla anın kendine gelirsin. Belki seni iten el, yine de yalnız sensin. Hayat sana sunduklarını saklıyorsa aramak neden zor? O sunarken zorlanmıyorsa, artık koşmaya, aramaya, çoğalmaya başla. İçimdeki canım küçük ben, Kaldığın yerden devam! Yolunu ellerimle açıyor, seni çok seviyorum. Gözündeki ışık sönmesin diye, ateşi harlıyorum. Hızın kesilmesin diye, yolun çakılını ayıklıyorum. Koş gel benimle! Varmak değil amaç çünkü, amaç, yol. Yolda berabersek bize ne elem!?
Yorumlar
Yorum Gönder