17 Ocak 2010 Pazar

Tiffany'de Kahvaltı

Bugün o yıkık evin öyküsünü yazmak istiyorum. Yapabilir miyim bilmiyorum, gücüm yeter mi? Çok zor, çok ağır çünkü herşey. Herşey, geçip giden bir gemi, yanıp sönen bir ışık, söylenip unutulmuş bir söz bu öyküde. Herşey iğneli, herşey asidik, herşey zımpara... Gün gelir güneş bile üşür de, ben ağlamadan konuşamam bu konuda. Neden bu kadar bulanık gökyüzü? Ve kedi... Kedi nereye gitti şimdi bu yağmurda? Canı sıkkın kaldırımların, bu karton kutular yüzünden ve kedi, nedense, seviyor bu lanet kutuları! Nereye gitti kedi?

Vazgeçtim, anlatamayacağım bugün de evin öyküsünü. İyisi mi ben kalkıp, beni dinlendiren ve saçma bir nedenle, ki ben bu nedeni bilmiyorum, mutlu eden o yere gideyim hemen. Belki yolda kediye rastlarım, biz, sen ve ben, kavuşuruz. Yağmur bizi yıkar, kediyi de, tertemiz oluruz, kedi bile! Hatta, belki kimbilir, bir ev bile buluruz kediye, ne dersin? Ben yola çıktım bile.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder